KUTLU BİR ÖYKÜDÜR; BOSNA…
Bosna’da savaş, kan ve katliamdan sonra büyüklerin ağızlarında bir öyküdür tarihten beridir gelen. Onların çocuklarına anlattığı öyküler, bir hakikatin öyküsüdür ki, Mevlana’nın deyişiyle “Bu bir garip öyküsüdür, anlamak için garip kulağı gerekir.” Bir an, sadece böyle kutlu bir öykü anlatmak için dahi o çileleri çekeyim diyesi gelir insanın.
Öykü, Bosna’dır, Bosna Aliya’dır. SDA’dan istifa ederkenki sözlerini hatırlamamak elde değil: “Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüzbinler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım."
Ne var ki, içimizdeki Bosna’nın, Mladi Müslümanları’nın dilleri lâl oluyor; Aliya, Bosna diye başladığımız cümlemize, kutlu öyküyü tanımadığını ifade eden kayıtsız bakışlarla karşılaşmak… Günümüz duyarsız insanından bahsediyorum.
Savaş, katliam ve Aliya’yı anılmadan nasıl başlanır ki Bosna…
Osmanlı Fethi
Osmanlı’nın fethinden Önce Hıristiyan olan Bosna Halkı Hıristiyanların Bogomil mezhebine bağlıydı. Bogomil mezhebi diğer mezheplerden farklı olup, Allah’ın birliğine iman ile birlikte Hıristiyanların teslis inancına sahip olmayışının, Bosna Halkının İslam’ı tanıması ve iman etmesindeki yeri büyüktür.1463 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından gerçekleştirilen Osmanlı Fethi ile birlikte Halk İslamı kabul etmiş ve 2 istekte bulunmuşlardı. Birinci istek, çocuklarının İstanbul’da eğitim almaları, ikincisi ise düzenin değiştirilmemesi… Fatih Sultan Mehmet Han da kabul etmişti bu istekleri.
Fatih Sultan, Latin papazlarına; “Din adamları ülkedeki kiliselerde korkusuzca otursunlar…’’diye verdiği fermanda Bosna’da dinlere güvenliklerinin teminatı verilmişti.
Mostar
Bosna’da Osmanlı zamanında inşa edilen eserlerin bir kısmı ayakta iken bir kısmı savaş zamanında kirli yıkıma mahkûm edilmiştir. Mostar Köprüsü de bunlardan biri olmakla beraber halen yaşatılmaya çalışılan eserlerdendir.
Mostar Köprüsü İstanbul’daki Boğaz Köprüsü’nün gördüğü misyonu üstlenmiş bir köprüdür. Bize, doğu ile batıyı bağlayan köprünün Boğaziçi Köprüsü olduğu öğretilmesinin aksine; doğu ile batıyı bağlayan asıl köprü, Mostar’dır. Mostar, İslam’ın Batıdaki kapısıdır.
Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Mostar, Mimar Hayrettin tarafından 1557 yılında inşa edilir. 9 Kasım 1993’te savaş sırasında, Hırvat topçuların ateşiyle yıkılan köprü, Gümüşhaneli taş ustalarının 2 yıl süren çalışması sonucu restore edilir. Mostar Köprüsü’nün restoresiyle beraber köprünün başındaki taştan yapılmış dükkânlar da restore edilmiştir.
Mostar’ın tarihten beridir anlattığı; Bosnalıların, iman azıklarıyla kutlu direnişlerinin öyküsüdür.
20. Yüzyılın En Büyük Katliamı
Bosna’ da kan ilk olarak 17 Ekim 1697 yılında Avustralyalılar tarafından Saraybosna’da 120 camii yakıp yıkmasıyla başlamış ve sonrasını isyanlar, işgaller izlemiştir.
Aliya izzet Begoviç’in başkanlığında 1992 yılının Mart ayında Bosna’nın bağımsızlığının ilan edilmesi üzerine Bosna’daki çeteci Sırplar, neredeyse tamamı Sırp olan Yugoslav Federal Ordusu’nun da desteğini alarak, 20. yüzyılın en büyük katliamlarından birini gerçekleştirmiştir.
Önceleri, Sırplar’a karşı Hırvatlar’la birlikte karşı durmaya çalışan Boşnaklar, 1992 yılının sonlarına doğru ise Hırvatların karşı safa geçmesiyle birlikte Hırvatlar’a da karşı durmuşlardır. Hırvatlar’ın karşı safa geçmeleriyle birlikte Boşnaklar tamamen yalnız bırakılmış, Hırvatistan üzerinden gelen yardımlar da kesilmiştir.
Savaşın Ortasında Bir Tünel…
Avrupa’nın ortasında bir açık hapishaneye dönmüş gardiyanlarla çevrili bir yerdi Bosna… Hapishane de yaşlı, çocuk ve hastalar Saraybosna’da bir evin altından 1.5 kilometre uzunluğunda Saraybosna Havalimanı’na açılan bir tünelle kaçırılıyor. Havalimanın güvenliğini Birleşmiş Milletler tutuyordu ve içerden farksız olarak kaçanları vuruyorlardı.
O zamanlar sokağa çıkan her insan dürbünlerle dikkatlice izleniyor, sokaktaki kişi eğer bir çocuksa hemen vuruluyordu. Bosna savaşında, 3 yıl içerisinde 1200’ü çocuk olmak üzere toplam 11.000 insan soykırıma uğramış, Saraybosna’da evler, iş yerleri, camiler imha edilmeye çalışılmış… Bütün bir şehir harabeye dönüştürülmüştü. O güzelim Saraybosna toprağı 200.000 bombaya karşı durmuştu. Açlık en üst safhaya çıkmış hiçbir yerde yiyecek bulunmadığından insanlar evlerinde domates, biber gibi ürünler yetiştirerek hayatta kalma mücadelesi vermişti.
Avrupa’nın savaşa tarafsız kalarak İslam’a ve Müslümanlara karşı gösterdiği tavrın şahididir Bosna... Yıllar sonra, Birleşmiş Milletlerin de Srebrenitsa’da güvenliği ele almasıyla birlikte ‘bölge güvenlidir’ denilip halktan silahlarını vermeleri istenmesinin ardından gerçekleşen yaklaşık 10 bin Müslüman’ın şehit edildiği katliamı hiçbir vicdan unutmayacaktı. Ve Boşnak Müslümanların yaptığı o büyük direnişle dünyaya gerçek zafer dersleri verdiği, tüm imkânların bitip de imanın varlığının yettiğinin yeri ve şahididir Bosna…
Bosna’da Zaferin Eli…
Bosna’ya zafer, imanlı bir yürek ve bilgenin eliyle nasip olmuştur. Bu kutlu direnişte Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in yeri ayrıdır şüphesiz...
Mladi Müslüman teşkilatıyla imanlı gönüllerin sönmeye yüz tutan ışığını
“Büyük Allah’a yemin olsun ki köle olmayacağız” sözleriyle alevlendirmiştir. Çünkü Aliya şuna iman etmekteydi “İnananlar üstündür.”
Bu zaferin mimarı Aliya İzzetbegoviç’i ve Bosna’nın tüm Aliya’larını rahmetle anarken kendisi de Bosna’da kalarak yiğitçe direniş göstermiş olan sanatçı Dino Merlin’in dizelerine gönlümüzle eşlik ediyoruz:
“Bu kadar ışıltılı parlayamazdı
Bu benim avlum
Ve ben karanlığı ışık bilirdim
Aliya sen olmasaydın..”
Bosnaların kurtuluşu için, Mladi Müslümanları’nın yeniden dirilmesi duası ile…
Furkan HAYKIR