Acılara karşı koyma duygusu sanırım. Alan açmak, kelimelere dökerek yaşananlara bakmak... Size garip gelebilir ama bu sorular her sorulduğunda farklı cevaplar verdiğimi fark ettim. Çünkü sınırsız cevabı var. Teselli olmak, iyileşmek, haksızlıkları aşındırmak, kendimi yakından tanımak, varoluşu derinleştirmek mesela. Birçok şey söylemek mümkün... Ana yola çıkışı bulabilmek için tali yollarda gezip dolaşmak belki de.
Yazmak bir sorumluluk mudur?
Eğer sorumluluk taşımadan beyhude bir duyguyla yazdığımı söylersem ahiretime bir faydası olmadığını bildiğim bir işle iştigal ettiğimi söylemiş olurum ki bu felaketim olur. Kör noktaların açılmasına, kötülüğün koyu renginin biraz da olsa ağarmasına, iyiliğin artmasına katkım olması lazım ki masa başında geçirdiğim saatler, aylar, yıllar bir hiç uğruna harcanmış olmasın. Kayıt altına almanın, bir şeyleri yazarak geleceğe taşımanın ve yazarak pencereler açmaya çalışmanın önemine inanıyorum. Kitaplardan yararlanarak, onların açtığı yolda ilerledim bir bakıma. Ben de bir şey vermeli, mukabele etmeliyim düşüncesi var her şeyden önce. Elimden gelen bu güzel insanlara yazarak karşılık vermek...
Hayatınızda öykü olmasa ne olurdu. Öyküyle yaptığınızı başka bir yolla mı yapardınız?
Kısa filimler çekerdim. Bu da yine sağlam öyküler gerektirir. Sanatın temeli öyküdür. Yürekten ve güçlü bir hikâye yoksa ortada, sineme resim müzik hiçbir şey olmaz. Bu da yaşadıklarımızdan, başka tecrübelerin izlerinden, okuduklarımızdan sızan süzülen şeydir. Zorlamayla imal edilen öykülerle yola çıkan sanat o yüzden plastik olur, bizi içine almaz.
Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, İran, Pakistan, Filistin… Daha niceleri… Kalpler birlikte atıyor. İşte bunu engellemek mümkün olmuyor.
Medeniyet tarih ve coğrafya içinde seyahat halinde… İnsanlığın ortak hikâyesi vahiy etrafında dönüyor. İçinde yol alarak, karşı durarak, itiraz ederek, teslim olarak sadakatle ya da ihanetle ama daima yüce kelamın ve mesajı ileten peygamberlerin etrafında. Bu nedenle kim nerede adil ve kuşatıcı bir medeniyet üretirse bilsin bilmesin vahyin esiniyle olmuştur. Müslüman olmayan toplulukların yükselttiği medeniyetlere de bunu esas alarak yakınlıkduyarım. Gezilerde Müslümanlar olarak vurulmuş kuş misali parçalara ayrıldığımızı, ama İbrahimî bir söyleyişle çağırıldığımızda hemen tek parça uçmaya başlamamızın mümkün olduğunu gördüm. Suriye Mısır Kuzey Afrika İran Pakistan Filistin… Daha niceleri… Kalpler birlikte atıyor. İşte bunu engellemek mümkün olmuyor. Ahir zaman mucizesi sanırım.
Şimdi, batı vahiy aynasında kendine bakmaya başladı
Geçmişle bugün arasında nasıl bir medeniyet karşılaşması var?
Üç yüz yıldır batının boy aynasında kendimize baktık. Yenilgiyi, ezikliği, tereddüdü, kuşkuyu, kafa karışıklığını yaşadık. Zamanın ruhu yüzünden bu kaçınılmazdı, gerekliydi. Sonra batının aydınlanmasına eklenmeye kalkıştık. Başkasının deneyimine emeksiz katılmanın mümkün olmadığı ortada... Tam onlar pozitivist düşünceyi tartışmaya açarken, tekrar Tanrı ile buluşmanın barışmanın yollarını ararken, biz muasırlaşma adına onların terk etmeye hazırlandığı şeylere tutunup askıda kaldık. Avrupalı aydınların bir eğretilemeyle kalpsiz dünyanın kuşatmasına karşı yarma harekâtına giriştikleri dönemde bizi bu ıssız bataklığa gömmek isteyenler var. Şimdi batı İslam ya da daha geniş manada vahiy aynasında kendine bakmaya başladı. Minare yasaklamalar, başörtüsü düşmanlığı hep bunun hırçınlığı. Biraz da onlar dalgalanacak. Sular bulanmadan durulmaz. Çetin bir alış veriş var aslında, hepimiz birbirimizden öğreniyoruz, kimse eskisi gibi olamaz.
İslam medeniyetinde gençliğin yeri nedir?
Gençlik can damarıdır. İlkenin aktarılacağı uç veren sürgündür. Aklı tazeleyecek olandır, genç insan. İtiraz ederek, soru üreterek, yeni baştan kurarak varoluşu genişleten derinleştiren insandır. Sadakati, teslimiyeti, feda duygusu, aşkı had safhada olandır. Bu yüzden peygamberimiz çocuklara ve gençlere çok özel bir ihtimam ve itinayla yaklaştı. Zamanın oğlu ve kızıdır genç insan. Gettolarda çürümeyi, tekrarlarla sönüp gitmeyi engelleyen bir parıltının kaynağıdır.
Sizce medeniyet tek dişi kalmış canavar mıdır?
Duruma göre değişir. Özgürce konuşan, belli bir üslup ve adapla tartışabilen, fikirlerin, daha güzeli arayan sözlerin çarpıştığı bir toplumsal yapı hayırlı bir medeniyete işaret eder. Bir de tel örgü, bomba, baskı, şiddet ve adaletsizliğin hâkim olduğu medeniyetler var ki, evet, tek dişi kaldı bu canavarların.
Umut Gençliği’ne tavsiyeleriniz nelerdir?
Hedefi olmalı bir gencin her şeyden önce. Ülküsü, sevgisi, enerjisi heyecanı olmalı. Öğrenme tutkusundan uykusu kaçmalı. Menzile doğru giden yolda, sabrı, sebatı, diğerkâmlığı, çalışkanlığı olmalı.