Umuda dair neyi varsa Islak Kayanın altına koyan Gülpaşa Çavuşun oğlunun beyhude geçen ömrü ve umudun gençliğine yazılmış ibret dolu hikayesi…
‘’Sırtımı ahlatın gövdesine dayamış cıgara fosurdatırken…
Birden Islak Kayayı görüverdim…
Birden deyişim lafın gelişi…Islak Kaya ben beni bildim bileli var…
Var ama bu defa görüşüm başka…
Gözlerime dolan cıgara dumanları arasından bir daha,bir daha bakıyorum…
Yahu bu kayada ne var?
Ne oldu şimdi bana?
…Su…
Evet bu kayanın dibinde su var,kesin var…’’Diye başlıyor umudunun filizlenmesi…
Mutlu bir aile…Susuza ekilen meyveler,sebzeler…Dağınbaşı…Çukur,yamaç ve kıraç bir tarla…Tabi az mahsul…Lakin iri,daneli,görkemli…
Hayali umuda,umudu yüreğinin terine karışarak gerçeğe dönüşen bir adam:Gülpaşa Çavuşun oğlu…
Umudun önündeki ufak dikenler;kıskanç insanlar…
Mutlu ve umutlu bir evlilik…
Ve anlamsız bir göç...Sebepsiz bir ayrılık…Umuda emeğe vurulan ağır bir darbe…’’Ne işim var benim bu dağ başında,diye sordum kendime.Cevap yok.Benimkisi bir çılgınlıktı.Kendimizi kandırmayalım…Herkes kendi muhitine yakışır…’’
Mustafa Kutlu bu eserinde bir köylünün bir meyve bahçesi ve köyü için verdiği uğraşı ve beyhude bir ömrü işleyerek gençlikteki kültürün yobazlaşmasına ve nereye varacağı bilinmeyen bitimsiz bir göçü anlatıyor…
Hikayenin sonlarına doğru,‘’Hani derler ya; aradan uzun yıllar geçti…’’diyerek asıl mesajı duygusal bir şekilde veriyor…Ve hikaye nihayetlendiriliyor:’’Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm…’’
Üç saatte okunabilecek bir kitap…Çok akıcı ve sade bir dil…Umudunu Islak Kayaların altına koyabilen her gence tavsiye ederim…Sevgilerle…
Ahmet Aytep
Beyoğlu and ihl.