Değerli hocam biz Umut Gençliği olarak günümüz gençliğinin en büyük problemlerinden birisinin ‘ahlak’ olduğuna kanaat getirdik ve bu konu hakkında sizin görüşlerinizden istifade etmeyi düşündük.
Bu konuyu incelerken önce yaşanan problemi teşhis etmeyi, sonra nedenlerini araştırmayı, nihayetinde ise çözüm için öngörülebilir reçeteler sunmayı düşündük. Bu metoddan yola çıkarak, günümüz gençliğinin ahlaki durumunu nasıl görüyorsunuz?
Olayı sırf gençlikle mi görmek lazım; yoksa daha geniş, toplumsal zeminde mi görmek lazım? Ben ikincisinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Gençlikte yaşayanın genel anlamda toplumda yaşanan ahlak erozyonunun aşınmasının bir parçası olduğunu söylemek mümkün. Toplumumuzda genelde insanlar oturup konuştuklarında, bu tür sorunları dile getiriyorlar. Somut örneklerinden yola çıkabiliriz. Diyelim ki insanların birbirlerine saygı duymamaları, aile içi sorunlar, iş ilişkilerindeki değer aşınmaları, saygısızlıklar, küçüğün büyüğü saymaması, büyüğün küçüğü sevmemesi gibi şeyler hayatın somut alanlarında görülen olaylar sıralanabilir. Diyelim ki otobüste gençlerin yaşlılara yer vermemeleri, yüksek sesle konuşmaları, toplum içerisinde konuşulması doğrukarşılanmayacakkonuların rahatlıkla konuşulması, sokakta yürürken toplumun (eskilerin adab-ı muaşeret dediği)sağlıklı insan ilişkileri dediği şeylere riayet edilmemesi, birtakım cinsel alandaki abartılı davranışların sokak ortasında yapılıyor olması, konuşma dilindeki birtakım savrulmalar... bunlar ahlaki alandaki sancıların, erozyon dediğimiz aşınmaların göstergeleri olarak ortaya çıkıyor. Hemen hemen herkes böyle bir ahlak sıkıntımızın olduğunu kabul ediyor. Kendisi o ahlaki erozyonun bazı görüntülerini kendinde taşısa bile, oturup bunun şikayetini dilegetirebiliyor. Böyle bir ahlak sancımız var. Bundan 50 yıl önceki yazılara vs. baktığınızda bu tarz şikayetlerin olduğunu görürsünüz, ifade edildiğini, seslendiğini görürsünüz. Bu, gittikçe artan bir dozda devam ediyor. Belki bundan 50 yıl önce ahlaki problem olarak görülen şeylerinbir kısmı artık bir problem olarak görülmüyor. O ölçü çoktan aşılmış, üstü çiğnenmiş, çiğnendikçe de ortadan kaybolmuş değerler haline gelmiş.
Şimdi böyle bir gerçeklik var. Bunun sebebi nedir diye sormak gerekir. Tabi bunun sebebine yönelmek gerekiyor. Bununla ilgili olarak medyadan bahsetmek istiyorum. Medya aslında toplumda varolan görüntüleri sergileyen bir araç durumunda. Toplumdaki ahlak seviyesini medyadan izlemek mümkün. Gazetelerde 3. sayfa haberleri diye nitelenen bir bölüm vardır. Gazetelerin genelde 3. sayfalarında asayişsizlikle, ilgili haberler konur. Bu haberler bir yerde o tolumdaki asayişsizliği verirken, ahlaki erozyonu da vermiş olurlar. Biz medyanın içinden insanlar olarak, 3. sayfa haberlerinin gittikçe daha tahammül sınırlarını aşan, insanın görmek istemediği, görmeye tahammül edemeyeceği seviyelere geldiğini görüyoruz. ‘insan bunu yapar mı?’ sorusunu sorduran, birtakım hadiselere ulaşıyorsunuz. Ahlak dediğimiz hadise toplumun tüm değerler bütününün insan ilişkilerine yansıması halidir. Aile içerisinde sağlıklı bir değerler bütünü olsa, bir aile ahlakı oluşur. Oysa sözkonusu bu değerlerde bir savrulma yaşandığı için, bu, anne-kız ilişkilerine, baba-oğul ilişkilerine, eşler arasındaki ilişkilere hep olumsuz yansıyor. Bu sebeplerden dolayı cinayetleri görüyoruz, soygunları görüyoruz, kavgaları görüyoruz, aile bozulmalarını görüyoruz.. bundan 50 yıl önce yaşayanlar bugünkü gazete haberlerini okusalardı veya televizyon ekranlarına baksalardı, herhaldeutançtan yüzleri kızarırdı. Nasıl bir dünyadayız biz diye tedirginlik yaşarlardı.
Bugün önümüzde ahlak üzerine örnek alabileceğimiz pek çok şahsiyet ve kaynaklarımız varken, gençliğin hala bu türden bir ahlaki bunalım yaşıyor olması acaba hangi sebeplerden kaynaklanıyor?
Bunun sebebi ahlaki diye niteleyebileceğimiz değerlerin topluma ulaştırılmamasıdır. Toplum her hal-u karda genci, yaşlısı, kadını, erkeğiyle bir eğitimden geçiyor. Eğitimin amacı topluma bazı değerleri kazandırmaktır. Bu değerler kişilerin kendi hayat disiplinlerini sağlayabilir, insan ilişkilerini düzenleyebilir. Ülkemiz bu değerler eğitiminde uzunca bir süre zaaf geçirmiş; üstün değerler ne olsun, insanlara hangi ahlaki çerçeveyi kazandıralım, o ahlaki çerçevenin bağlı bulunduğu kaynak ne olsun, bu konularda bir zihni kargaşa yaşanıyor. Ahlakın temelinde din vardır, ama din bizim ülkemizde özellikle hakim irade tarafından toplumu eğiten, toplumu yönlendiren, toplum kişiliğini dokuyan referans olma noktasından uzaklaşmıştır. Eğitim kurumları da yeterli eğitimi verebilmekten aciz, dolayısıyla değerler eğitimi noktasında yeterli ilgiyi göremeyen toplum vakıası ortaya çıkıyor. Hayat deniz, boşluk kabul etmez. Siz doldurmazsanız, başkaları doldurur ve başkaları dolduruyor o alanı. Şimdi bizim küresel kültür dediğimiz bir kültür var. Bu küresel kültür, dünyanın büyük güçlerinin ürettiği kültür hemen her alana ulaşıyor. Ve artık toplumlar kültürleri de tüketiyorlar, onların değer yargılarını da tüketiyorlar. İletişim kanallarıyla, yazılı, görsel medya organları sürekli o küresel kültür değerlerini insanlara ulaştırıyorlar. O küresel kültürün önüne herhangi bir set koyma imkanı yok. Duvarlar onu engelleyemiyor, ülkeler etrafına duvar öremiyorlar; çünkü manyetik dalgalar halinde, hem görsel olarak, hem yazılı olarak geliyor bu değer yargıları. Televizyondaki programlar aslında tüketilmeye hazır davranış tarzları sunuyor. Erkek rol modelleri, kadın rol modelleri, genç rolmodelleri, çocuk rol modelleri,aile rol modelleri, hayatın hangi alanını düşünürseniz o alana rol modelleri sunuyorlar. Taklit edilecek, örnek alınacak, ve hayata taşınacak modeller sunuluyor. Ve onlar ertesi gün hayata yansımaya başlıyor. Akşam bir televizyon dizisinde seyrettiği sözleri,diyalogları, davranışları ertesi gün tüketmeye başlıyorlar. Böyle bir küresel kültür potası var, bu kültür potasında bizim insanlarımız da yoğruluyor. Dirençlerimiz var, nedir o dirençlerimiz? Diyelimki İslami referanslarımız, İslami bağlantılarımız … biz olabildiği ölçüde islamdan aldığımız birtakım değer yargılarıyla bu küresel kültürü dengelemeye çalışıyoruz, hayatımıza sokmamaya çalışıyoruz yine de bir şekilde önünü alamıyoruz. Çünkü İslami eğitimimiz yeterli değil, özellikle gençlerimizdeki İslami eğitim yeterli değil. Onların İslam-kültür kaynaklarıyla buluşmaları ya sınırlı, ya da cazip şeyler alıyor onların zihinlerini başka alanlara götürüyor. Dolayısıyla çok kişilikli tipler ortaya çıkıyor. Bakıyorsunuz bir yerde iyi bir ahlaki davranış sergileyen bir insan, bir başka alanda bakıyorsunuz çok uçuk davranışların içine sürüklenmiş. Bu bizim kişilik yapılarımızın karmaşık hale geldiğinin işaretidir. İnsan hayat içerisinde farklı kültürlerle karşılaşır fakatseçici davranır. Sağlıklı bir zihin süzgecine, bir kalp süzgecine sahipse bir insan karşılaştığı farklı ahlaki, imani modelleri, değerleri, alır, değerlendirir,süzer, kimisini reddeder, kimisini kabul eder. Bu noktada sağlıklı zihni süzgeçlerimiz oluşmadığı takdirde – ki ülkemizde genelde bu zaaf var- çok farklı kültür değerleri gelir, sizin kişiliğinizi belirlemeye başlar. O zaman bazen marksizme uzanan, sosyalizme uzanan, bohemliğe uzanan ve aynı kişide bunların oluştuğu tipler ortaya çıkar. Şu anda hemen bütün dünya böyle bir tüketim faaliyeti içindedir. Sadece bizim ülkemize has şeyler de değildir. Michael Jackson’ a bakıyorsunuz Türkiye de de rol model, Çin de de rol model, Japonya da da, Amerika da da rol model haline geliyor.. onun giysisi, davranış tarzları, konuşma dili vs yansımaya başlıyor. İşte böyle bir durumun oluşturduğu problem , ahlaki ortam bugün için sözkonusu.
Öz değerlerimizin bütününü ifade eden Kuran ahlakına zıt olan batı kültürünün, gençliğin bu kadar gündeminde olması sizce hangi nedenlere dayanıyor?
Bu konuda sağlıklı bir eğitim deneyimi yok. Çocukluktan itibaren insan kişiliğini geliştirecek ahlaki bir donanıma; özellikle Kuran ahlakı, Resulullah Efendimiz’in(sav) ahlakıyla çocuklarımızı buluşturacak bir eğitim ortamı yok, tutarlı özgün bir eğitim ortamı yok. Bu eğitim imkanları biraz tesadüflere bağlıdır; ailenin verebildiği kadardır; çocuğumuz eğer böyle bir iklimle buluşabilmişse oradan aldığı kadardır. Ama toplumun bütünü açısından baktığımızda,; insanlarımızı Kuran ahlakıyla buluşturacak bir kota, bir eğitim ortamı sözkonusu değil. Bunun ortaya çıkardığı sonuçlardır problem diye konuştuklarımız. Nereye kadar gider? Bırakırsanız, kendi yüreğinizi korumazsanız, çocuklarınızın yüreğini korumazsanız, bu etkinlik sürecektir. Ama insanoğlu sancının sonuçlarını yaşamaya başladıkça, ben bu sancıdan nasıl kurtulurum sorusu gündeme geline geliyor ve çareler aramaya başlıyor. Yine küresel manada –insani kriz diyorum ben ona- değersizleşme insan gündemine giriyor ve insanlar bir etik değer arayışına yöneliyorlar. Çünkü o değer, çok büyük insani faciaları da gündeme getiriyor.bundan nasıl kurtuluruz? Müthiş bir teknolojik imkanıvar insanın. Mesela bir cep telefonuyla görüntü alıp, onu internet dolaşımına sunuyorsunuz. Yani bir kötülüğü çoğaltmak istediğinizde onu için imkanlar mevcut. Ancak insan o kötülüğü çoğalttığı nisbettede bir gün o kötülük kendisine yönelecekve kendi çocukları etkilenme başlayacak, bizzat kendisi etkilenmeye başlayacak. Ben şöyle diyorum; eğer yamyamlık servet tarzı ise, bir gün çocuğunuzu yersiniz. Günahı ne kadar çoğaltmışsanız, onun kendinize ve çok yakınlarınıza yönelik yansımalarına da hazır olmanız gerekir. Ahlaksızlığı ne kadar çoğaltırsanız; bir gün ayağınıza dolaşır, sizi vurmaya başlar. Onun için insanlar artık ‘bu yeter’ demeye başladı. Bunlar laikliğin yol açtıklarıdır. Batı dünyasına da bakıyorsunuz papave onun gibi din adamlarıbu ahlaki değerler erozyonuna tepki vermeye başladı. Laikliğin din karşıtı bir misyonla yüklendiğini, dinin devreden çıkarmak için laikliğin kullanıldığını, oysa insani çerçevenin böyle bir şeye razı olmayacağını söylemeye başladı. Tehlike büyüyor, o zaman bütün insanlık tehdit edilmeye başlanıyor. Bu defa insan tedbir almaya yöneliyor. Diyor ki gidemez, bunun sonu kıyamettir, bunun sonu çürüyüştür, yok oluştur, toplumun bitişidir. Ve geri dönülmeye çalışılıyor. Bence burada ahlakı, Kuran ahlakını önemseyen, insanın yeryüzündeki misyonunu önemseyen, insanlara, çevrelere– bunlar mü’minlerdir, Müslümanlardır- büyük sorumluluk düştüğü inancındayım. Bana göre İslam ahlakını, Kuran ahlakını küresel alana sunacak bir gayretin içinde olmamız gerekiyor. Bizim, gençliğimizin ahlakıyla uğraşmamız demek; aynı zamanda toplum ahlakını yeniden inşa etmek demek. Bana göre küresel manada insanlığın ahlakını yeniden inşa etme misyonu da bunun içerisine giriyor.
Niye Amerika bize değer ihrac etsin de biz Amerika’ya islamın değer yargılarını ulaştırmayalım. Oradaki gencin de, yaşlının da, çocuğun da, yaşlının da, beyazın, siyahın da islamın ahlak çerçevesine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çünkü yalnız ahlak çerçevesi aynı zamanda evrensel – cihanşümul- değerleri ihtiva ediyor.
Son olarak gençliğe tavsiyeleriniz neler olacaktır? Umuda ve umut gençliğine dair hangi önerilerde bulunmak istersiniz hocam?
Kuralsızlık özgürlük değildir. Aklına eseni yapan insan başarılı insan demek değil. Aksine kendisi için bir hayat disiplini oluşturan, onun farkında olan, bilinçli bir Kuran insanının hayat dersinde çok daha belirleyici olacağına inanıyorum. Sonunda ahlakın kazanacağına inanıyorum. Sonunda insani değerlerin kazanacağına inanıyorum ve sonunda islamın, insanoğlunun arayışı haline geleceğine inanıyorum. Bana göre şu anda insanoğlu derinden derine islamı arıyor, bekliyor. Çünkü İslam; insan fıtratının, yaradılış çerçevesinin ifadesidir. Ansan islamdan koptukça bunalımlara sürüklenecektir. Çağımızda yaşanan insani krizin temelinde de islamla arasına girmiş olan mesafeler vardır.Bunu kapatmak için insanlar belli bir arayışın içine gireceklerdir. Ban göre, islamı bir hayat çerçevesi olarak kabul eden, islamı aynı zamanda bir misyon olarak gören insanlara büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluğun birinci ayağı islamı güzel yaşamak, güzel insan, güzel Müslüman olmak; ikincisi de islamı ikinci bir insana, ikinci bir yüreğe taşımak için bir gayret içerisinde bulunmak. Yani islamı çoğaltmak, kendi yüreğini çoğaltmak…. Böyle bir misyon islamı dünyanın bütün yörelerine ulaştırma imkanı/potansiyeli taşıyor. Tabi İslam dünyası olarak birtakım problemlerimiz var. Bu problemler belki 20. yüzyılın başından beri gelen problemler ama bu problemlerin de aşılma süreci içerisinde bulunduğumuzu düşünüyorum. Daha çok eğitimle, daha çok kendisini yetiştirmiş insanla ve İslam dünyasının bu özgün ağırlığını arttırarak, çağın ihtiyaçlarına cevap verecek bir ümmet ortaya çıkabilir diye düşünüyorum. Belki burada gençlik olarak yapılacak şey kendinizi en iyi şekilde yetiştirmeniz olacaktır. Burada da ısrarla şunu söylüyorum: gençlerimiz için birinci görev; kendi kimliğini güzel dokumak, islamla dokumak ve onu itina etmek; ikincisi de hayatın hangi alanında varolmak istiyorsa orada enüstün birikime sahip olmalı. Bizim asıl sorunumuzun insanlarımızdaki özgün ağırlığın düşüklüğü olduğunu düşünüyorum. İkincisi de islamla kişiliğimizi inşada olması gereken etkin rolde olmamasına bağlıyorum. Gençlik eğer bu noktada bir hamle yapabilirse; kendi geleceğini de , İslam dünyasının geleceğini de farklı bir seviyeye çıkarabilir ümidindeyim.